İHRACAT KUR POLİTİKASI ÜZERİNE KURGULANMAMALI

Hep kısır bir tartışma konusu vardır. İhracatımızın artması için kurun yükselmesi gerekir. İhracatçımız kurun aşırı değerli olması nedeniyle mutsuz. Dövizi fazla baskılıyorlar. Bununla ilgili hep anlamsız bir tartışma ve kısır döngü olarak gelmiştir. Çünkü paranızın değersizleşmesi uluslararası alım gücünüzü düşürecek ve eş zamanlı olarak enflasyonu tetikleyecek neticesinde faiz artışlarıyla karşıya kalınacaktır. Hiç değeri düşen bir şey cazip olur mu? En basitinden bugün uluslararası ticarette hakim para birimi USD( Dolar) değeri çok düşük olduğu için mi tercih ediliyor. Aksine değeri hep diğer para birimleri için referans oluşturduğu ve maksimumda stabil olduğu için tercih sebebi haline geliyor. Eş zamanlı olarak Euro ve gelişmekte olan YUAN’ı da incelerseniz benzer şekilde karşınıza çıkacaktır.

Bu hususlara paralel olarak 4 farklı grafik paylaşmak istiyorum. Grafiklerde USD(Dolar) karşısında Türkiye, Çin ve Güney Kore para birimlerinin yaklaşık 1970’li yıllardan itibaren genel gidişatını görebilirsiniz. Özellikle ülkemizde model alma ya da kıyaslama olarak Çin ve Güney Kore’yi sıkça duyuyoruz. Her 3 ülkenin nasıl ihracat yaptığını, nasıl geliştiğini ve bizim nasıl gelişemediğimizi tüm eleştiri oklarıyla herkesten duyabiliyoruz. Gelin birlikte hikayelerini özetle bakalım.

Çin tarihte her zaman üretimin kuvvetli olduğu bir ülke olmuş. İnişler çıkışları olsa da 1800 yıllarla birlikte İngiltere’nin tekrar bu bölgede aktif olmasıyla ticari faaliyetleri tekrardan hızlanmaya başlamış. Bizi ilgilendiren kısmı ise 2000’den sonra nasıl hızlandığı kısmı. 1970’lerle başlayan %30’larda büyüme rakamları Çin için hep belirli bir çıtanın üzerinde olmuş. Sermaye üretimi konuşlandırmak üzerine hareketlerini arttırarak devam ettirmiş. İlk olarak ucuzu üretme hedefiyle ilerliyor gözükse de Çin ülke politikası olarak Know-How’a sahip uluslararası bir üretim gücü olma hedefiyle ilerledi. Devlet uluslararası tedarik zinciri içerisinde her zaman için özellikle hammadde bağlantıları ve üretimin hammadde tedariğinin kesilmemesi için kritik ürünlerin uluslararası satın almasını yaptı ve üreticilerine yine devlet kendi sattı. Üretim teknolojileri ve bir çok alanda fason üretimle nasılını öğrendiği bir çok alanda bugün liderliğe doğru ilerliyor. Örneğin bugün Avrupa’nın rekabet edemeyeceğini anladığı elektrikli araç piyasası öncesinde Çin Avrupa ve Amerika’lı firmaların batarya üretimi alanında fasoncusuydu. Bugün mesela BYD firması Dünya’da otomotiv piyasasında değer olarak Tesla’yı geçerek liderliğe oturdu. Hatta Mercedes firması BYD ortaklığıyla Denza isminde ortak bir marka çıkardı. BURADA KRİTİK SORU AVRUPA NEDEN REKABET EDEMİYOR OLMALI?

Japonya ve Kore’nin hikayeleri işleyiş olarak çok farklı değil. Nitelik, üretimde değer yaratmak, bilgi, bilimsel üretim, eğitim, liyakat, servet yaratmak yerine kaynak yaratmak gibi bir çok ortak özellikleri var. Çin sadece ölçek ekonomisini farklı strateji ile kurgulayarak fark yaratmış durumda. Hiç biri ucuzu üretmek şeklinde bir hedefle ilerlemiyor. Dünya’nın en iyi üniversitelerinde yüzlerce Çin, Kore ve Japon öğrenciyi görebilirsiniz. Bu bir devlet politikası. Aslında buna benzer bir süreci 1923-1935 yılları arasında Kurtuluş savaşı sonrasında ülkemizde de yaşamışız. Dünya’nın en önemli sanayi hamlesi olarak tarihe geçmiş bir dönem. Bir çok genç yurtdışına gönderilmiş. Eğitimleriyle geri gelmiş. Uluslararası knowhow işbirlikleri yapılmış. Tarım ülkesi uçak dahi üretebilir hale gelmiş.

Tüm bu süreçlerde bahsi geçek hiçbir ülke parasının aşırı değersizleştirerek ihracatı arttırmayı hedeflememiş. Grafiklerde yıllara göre yakından görebilirsiniz. Hatta benzer şekilde Türkiye2nin Kurtuluş Savaşı sonrası sürecinde bile USD/TL paritesi 1923 yılında 1.68 çıvarındayken 1930 yılında 1.80 civarında ve 1935’lerde 1.20 civarında yer almıştır.

Uluslararası tedarik zincirinde paranızın değerli olması gerekiyor. Aksi takdirde yapacağınız hammadde yada yarı mamül alımlarında yüksek maliyetlere katlanır ve üretimde rekabet gücünüzü kaybedersiniz. Bugün ülkemizde sadece kur temelinde yapılan tartışmalar son derece yersiz olduğunu düşünüyorum. Biz üretim ve insan kaynağı niteliğimizi arttırmalı, üretimde verimlilik politikalarını geliştirmeli, uluslararası ticaret ve üretim stratejisi oluşturarak neleri üreteceğimizi, neleri üretmeyeceğimizi , hangi ürünleri fason ürettireceğimizi, hangi hammaddelerin tedariğini nasıl yapacağınımızı stratejik olarak kurgulamamız gerekiyor. Zaten şöyle düşünelim ihracatı gelişen ülkeye giren yabancı para birimi arttıkça ihracatçı ülkenin parası değerli hale gelir. Ama başarılı ülkelerin hepsi stratejik olarak katma değer yaratma becerisine sahiptir.  Böylece finansal ve üretim kaynak sorunu çözülür, tasarruf oluştururlur ve tasarruf tekrar kaynak olarak modellenerek sürdürebilir bir model yaratılır.

Uluslararası Ticaret sadece satış yapmak üzerine kurgulanırsa hep birlikte tek konuştuğumuz konu fiyatların tutturulamadığı ve kurun yüksek olduğu olur. Gelin artık tüm alanlarda stratejik kurgularla ilerleyelim.

Yorum bırakın