BAŞARI İÇİN…

Başarı için gereklilikleri hep konuşuruz. Harvard Business Review’de okuduğum bir metinden alıntıyı direk paylaşmak istiyorum. Bugün şehrimizde ve ülkemizde şirketlerin yaşadığı yorgunluklar bir çoklarını sektörlerini bırakmaya kadar götürmektedir. Bu önemli dönüşüm ve kırılım döneminde önemli esinlenme yaratacak öğrenen inatçılığın ve dirençli olabilmenin önemiyle ilgili bir yazı…

Dayanıklılık ile İnatçılık Arasındaki İnce Çizgi

Uzun soluklu girişimlerin son safhalarında paradoks daha net biçimde görülür. Organizasyonlar bu noktada en çok şeyi öğrenmiş, en çok yatırımı yapmışlardır. Fakat özgüven en düşük seviyededir. Takımlar, atılıma en yakın oldukları anda geri çekilmeye en fazla meylederler. Başarı olasılığı düştüğü için değil, yorgunluk geri çekilmeyi makul gösterdiği için.

Bu aşamayı aşan kişiler genellikle “dayanıklı” olarak övülür.

Bu tanım gerçeğin bir kısmını yakalar, ama tamamını değil. Dayanıklılık, başarısızlıktan sonra toparlanmayı açıklar. Ancak bazı insanların, ayrılmanın anlaşılır olacağı bir noktada neden ayrılmadığını tam olarak açıklamaz.

İşte burada rahatsız edici bir kelime devreye girer: İnatçılık.

İçeriden bakıldığında, dayanıklılık ile inatçılık neredeyse ayırt edilemez. İkisi de mantıklı görünen süreden daha uzun süre bir şeyin içinde kalmayı gerektirir. İkisi de anında karşılık vermeyen tekrar eden kayıpları taşımayı içerir. Aralarındaki fark ancak sonradan anlaşılır. Başarıya ulaşan şey dayanıklılık olarak hatırlanır. Başarısız olan ise inatçılık diye yaftalanır.

Bu geriye dönük yanlılık önemli bir noktayı gizler. Bugün hayranlık duyduğumuz pek çok çaba, devam etmenin en zor olduğu anda son derece mantıksız görünüyordu. Bu girişimler, yolun açıkça doğru olduğu için değil, içindeki insanların bırakmaya istekli ya da muktedir olmadığı için hayatta kaldı.

İnatçılık genellikle bir kusur olarak çerçevelenir. Ego, katılık ya da dinlemeyi reddetme çağrışımı yapar. Çoğu durumda bu eleştiri haklıdır. Ancak inançla beslenen ve anlamlı bir hedefle hizalanmış bir inatçılık farklı davranır. Kanıtlara kulaklarını tıkamaz. Yalnızca hangi sinyallerin yön değişikliğini gerektirdiğiyle, hangilerinin ilerlemenin bedelini yansıttığı konusunda seçici davranır.

İnanç yoksa, sebat kırılgandır.

İnsanlar maliyet katlanılamaz hâle gelene kadar dayanır. İnanç varsa, aynı baskı farklı bir tepki üretir. Kayıplar hâlâ acıtır, fakat anlamı tüketmez. Taktikler değişir. Ama amaç yerinde kalır.

Bu noktada inatçılık, sessiz bir güce benzemeye başlar. Haklı olduğunu haykıran bir ısrar değil; hâlâ anlamı olan bir şeyden uzaklaşmayı reddeden sakin bir kararlılık. Enerjisini iyimserlikten değil, kanaatten alır.

Yorum bırakın